|
İNSANLIĞIMIZIN UYANIŞI
Evren bizi yargılamaz; sadece
sonuçları ve dersleri gösterir.
Neden-sonuç yasasıyla bize
öğrenme ve denge kurma olanaklarını sunar.
Şefkat her birimizin o andaki
inanç ve kapasite sınırlarımız içinde yapabileceğimizin en iyisini yaptığımızın
anlayışını kazanmaktır.
Doğaya çıktığında, denizlere, ormanlara, kırlara ulaştığında
etrafına şöyle iyice bir bak .
HER ŞEY NE KADAR CANLI FARK ETTİN Mİ?
Zihnini bu tepelerin, dağların ötesine genişlet. Okyanusları, fiyortları,
volkanları, kayalıkları, denizin üstündeki ve altındaki devasa dağları düşün.
Hepsi canlı. Hepsi Dünya Anamızın eti kemiği, kanı ve ruhu.
Sen bir böcek olsaydın ve bir filin üzerine konsaydın yalnızca etrafındaki kıl
ormanını görecektin. Ama neyin üzerine konduğun hakkında hiçbir fikrin
olmayacaktı. Eğer yeterince yükseklere uçarsan, aşağıya baktığında canlı bir
varlığın derisinin üzerinde yaşadığını fark edecektin. Uzaya giden astronotlara
da bu oldu. Dünyadan bilim insanı ve pilot olarak ayrılan astronotlar mistik
olarak geri döndüler. çünkü yaşayan, nefes alan mavi yeşil bütün bir
organizmanın canlılığını gördüler. Bu vizyon alçakgönüllülüğü getiriyor. Ve
günlük sıradan yaşam da bu saygıdan, şefkatten payını alıyor.
Dünya'nın cildi üzerinde yaşıyor, ağaçlarını kesiyor ve yakıyor, doğanın
zenginliğini talan ediyor ve bu yaptıklarımıza rağmen Dünya'dan ne izin istemeyi
ne de teşekkür etmeyi düşünüyoruz.
Dünya ile bir konuşabilseniz, ah onun yüreğini bilebilseniz…
O sizi öylesine derinden anlıyor ki eğer onun şefkatinin bir ucuna dokunmuş
olabilseydiniz, gözlerinizden akan yaşları zapt edemezdiniz. Dünya bizi
affediyor çünkü bizim onun kendi parçası olduğumuzu biliyor. Biz onun hala
öğrenen ve gelişen bir parçasıyız.
Sana soruyorum, eğer Dünya seni, hatalarını affedebiliyorsa sen kendini aynı
şefkatle affedemez misin? Ve aynı şefkati başkalarına da gösteremez misin?
KENDİNE DE HİÇ ŞEFKATLE YAKLAŞMIYORSUN DEĞİL Mİ?
İşte başlangıç noktan; kendine sevgi ve şefkat verdiğin ölçüde başkalarına
verebilirsin.
Kendini ve başkalarını yeni bir gözle görmenin zamanı geldi. Seni dünyadan
ayıran yargılardan ve beklentilerden uzak bir gözle.
Düşmanlarımız, dostlarımız, hepimiz kendi inanç ve kapasite sınırlarımız içinde
bildiğimizin en iyisini yapıyoruz.
Mevlana şöyle diyordu: 'Yanlış ve doğru hakkındaki fikirlerimizin ötesinde
bir alan var. Sizinle orada buluşacağım. Ruh, çimenlerin arasına uzandığında,
dünyanın doğru-yanlış fikirlerinize ihtiyacı olmadığını göreceksiniz.'
Mevlana bunları söyleyebiliyordu çünkü yargılamaların insan ürünü olduğunu
biliyordu. Tanrı'nın bizi yargılamak için değil, gelişmemiz ve olgunlaşmamız
için hatalarımızdan öğrenme imkanları sunan bir kavram olduğunu söylüyordu. Eğer
seni yargılamayan bir Tanrıyı kabul edebiliyorsan, sen başkalarını nasıl
yargılayabilirsin?
PEKİ ŞİDDET DOLU GADDAR İNSANLARA NASIL BAKMALIYIM MI
DİYORSUN?
Şefkat Yasası zorunlu ve koşullu değildir. Dünyada hastalıklı ve yok edici
insanların varolduğunu biliyoruz. Bu hasta insanlar, başkalarına da zarar
veriyorlar. Şefkat, bu insanların size zarar vermesine ya da yok edici
davranışlarını sürdürmelerine izin vermek anlamına gelmiyor. Bazı insanların
toplumdan ayrılmaları gerekiyor. Ama kötülüğe boyun eğmeden de şefkat
gösterilebilir. Ölümüne savaşırken bile düşmanlarına şefkat hissedebilirsin.
AMA NİYE GADDAR İNSANLARA ŞEFKAT GÖSTERMELİYİM? NEDEN NEFRETE LAYIK
İNSANLARDAN NEFRET ETMEYEYİM? SORUSU HALA CEVAPSIZ GİBİ DURUYOR DEĞİL Mİ?
Bu önemli soru, net bir yanıtı hak ediyor. Yanıtını da kendin bulmalısın. Ama
şunu düşün: Nefret ve şefkat farklı enerjiler. Dünyanı hangi enerjiyle
doldurmak istiyorsun?
Ama hala ırkçılara ve çocukları taciz edenlere karşı şefkatli olmakta zorlanıyor
olabilirsin.
Şefkatin kolay olduğunu hiç kimse söylemiyor zaten!
Ama kolay ya da değil, yasa, nefret ve cehalet yerine sevgi ve anlayış
doğrultusunda davranmaya doğru seni yönlendiriyor. Bunu yapabilmek için geniş
bir anlayış gerekiyor. Gizemli bir evrende yaşadığının bilincinde ol. Bu anlayış
derinliği sezgisel farkındalıktan evrenin doğal zekasına doğru akıyor.
Bu anlayışı ister gözlemle ister mantıkla ister dinsel inançlarınla kazan,
sonunda dünyada arkadaşların ya da düşmanların değil, yalnızca öğretmenlerin
olduğunu kavrayacaksın.
Bu yasayı uygulamak için insanın ermiş olması gerekiyor gibi gelebilir sana.
Şefkat Yasası sınırlı perspektifimizi sevgiyle aşmamızı gerektiriyor. Bu başa
çıkacağımızdan fazlası olabilir. Sabırlı ve sevecen ol. Her birimizin zihnimizde
ve yüreğimizde kabaran olumlu ve olumsuz düşüncelerimiz ve duygularımız var,
ermiş olmak zorunda değilsin. Ama olumsuz düşüncelere inanmak ya da tepki
göstermek yerine şefkatin sevgi ve anlayış suyuyla onları yıkamasına izin ver.
Hala çok ermişçe geliyor mu?
Hayatında şiddetli bir münakaşanın içinde olduğun, öfke, kıskançlık ya da
aldatılmışlık duygusu yaşadığın bir anı hatırlıyor musun?
Bu anlardan birine geri dön.
Acıyı ve kızgınlığı hisset.
Şimdi, bu şiddetli münakaşanın bir anında münakaşa ettiğin kişinin birdenbire
kalbine elini koyduğunu, inlediğini ve yere düşüp öldüğünü düşün.
Şimdi ne kadar kızgınsın? Kıskançlığın, öfken, tepkin ve acına ne oldu?
Tüm bu duyguların yok oldu öyle değil mi?
Açı doyurmak, hakareti affetmek, düşmanını sevmek de güzel erdemler. Fakat ya
şimdi olduğu gibi dilencilerin en fakirinin, suçluların en gaddarının da kendi
içinde olduğunu fark edersen. Ya şefkatine en muhtaç kişinin, sevilmeye en
muhtaç düşmanının kendin olduğunu fark edersen. O zaman ne olacak?
Açları doyurabildiğin, hakaretleri affedebildiğin ,hatta düşmanını
sevebildiğin halde bu sefer olanları affedemiyorsan, o zaman da onları
affedemediğin için kendini affedebilirsin. İşte bu affetmede, bu dünyada insan
olmanın acısını iyileştirecek şefkati bulabilirsin.
İhtiyaç duyduğun anda böyle bir şefkati hissedebilmek için arkadaşının,
sevgilinin, düşmanının ayaklarının dibinde öldüğünü düşün. Tıpkı bir gün Ruhun
ayaklarının dibinde senin uzanacağın gibi. O zaman farklı bir gözle bakacaksın
her şeye. Çünkü ölüm eşsiz bir eşitleyicidir. Her birimiz bu dünyayı terk edecek
ve sevdiklerimizi geride bırakacağız. Her birimizin umutları ve umutsuzlukları
var; her birimizin rüyaları ve kayıpları var. hepimiz nedenini bilmeksizin yaşam
denilen gizemde yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.
Eflatun da 'Şefkatli ol, karşılaştığın herkes zor bir mücadele veriyor’
derken bunu kastediyordu.
|